Yağmurlu bir Şubat ve Koronavirüs

Koronovirüs tüm dünyayı tehlikesi altına almış ve aylardan Şubat.. Aniden bastırmış iş çıkışı yağmurları, sokakları damla damla boşaltmış.. Böyle bir an, andı.

Bulanık, yamuk ve garip olmayan..

Hafta sonuna ne yakın ne uzak gün olan, perşembeydi. İş yeriyle yaşadığım şehir arasında 20km yol ve 30 dakika mesafe vardı. Sabah akşam rutinleri normal akışında giderken, yakın zamanda Çin’in Vuhan kentinden başlayıp hızla tüm Dünya’ya yayılan koronavirüs salgını düşünme ve tedirginlik açısından bir mola, istasyon olmuştu. Sadece bana değil, etrafımdaki herkese.

Çoğu zaman düşünmeden yaşayıp öylece devam ediyoruz. Bazı ara noktalar dışında nefes almadan, buz kaplamış gölde tek bir giriş ve çıkış varmışcasına bir yüzme hali. Kaos ortamı insanın radikal kararlar aldığı, daha önce yapmadığı tepkiler ve güven halleri içinde bulunduğu olaylar doğurabiliyor. Evlenme arifesindeki biri “ölüm’ü” hatırlıyor. Kaygı ve sorumluluklarının hatta iş yerindeki konumunun aslında aşırı boş olduğu gerçeğiyle tanışıyor. Ve sorgulamaya başlıyor..
Gerçek basittir. Peşinde koştuğunuz şeyler sabit ve klişe ise, koşarken geçtiğiniz şeyleri fark edemeyebiliyor insan.
Böyle bir kaos ortamı başladığında çaresizlik hissi gelmiştir etrafımdaki insanlara. Böyle egolu yazıyor (konuşuyor) oluşum kendimi bu yaşıma kadar zor şartlara sokmuş ve büyük oranla tepkilerimi öğrenmiş olmamla alakadar olduğunu düşünüyorum. Bu olaylardan etkilenmiyor değilim aksine belki de bahsettiğim herkesten daha çok etkisindeyim.

Ne olacak şimdi?

Hiçbir şey. Çok şey.
Büyük olayların olmasına gerek yok, düzene girmek için. Var olduğumuz dünya anlaşında kaybolmak çok basit. İyi bir iş, eş ve maaş “Ş” üçgeninde iseniz, en azından bahaneleriniz ağır basıyor ve bu dediğime daha yakın hissediyorsanız, başlamanız gereken birçok başlangıç noktası var demektir.
Blog benim. Ahkamlarım, karar ve görüşlerim benim. Yazıyorum ki “sana göre nasıl?” ‘ı bulalım. Okuyalım, farklı görüş ve gözlerden de bakalım. Deyip kendi ego ve güvensiz bakışlarımdan devam ediyorum.
Bu olayları mihenk sayıp, mesela kitap okumaya başlayabilirsiniz. Buraya tıklayarak da “neler okuyor insanlar’ı” görüp fikir edinebilirsiniz. Benim kitap okuma konusundaki ısrarımı YouTube kanalımı takip edenler, kız arkadaşım, dostlarım, etrafımdaki çembere giren herkes bilir. Bunun dışındaki çemberdekiler neden ısrar ettiğimle pek ilgilenmeseler, bana bir ön yargı kursalarda bu varolan gerçeği değiştirmez.

Yakın zamanda okuduğum Haruki Murakami’nin Yaban Koyununun İzinde kitabından kimono görmeden, bildiğim algının aksine normal bir kasabaymış gibi okuduğum Japonya’yı yeniden öğrenmiş farklı bir yerinde gezmiş gibi oldum. Hemde bir koyunun peşinde, çok sevdiğim yüksek dağlarda..
“Ee yani” diyorsun dimi..
Yeni bir şeyler öğrenmeyi nedene bağlamayı bırak. Öğren. Öğren ve geç. Şuna artık eminim ki, okuduğum her farklı cümle, kelime ve hece birgün bana mutlaka pozitif bir enerji katıyor. Hayal gücümün güç kaynağı gibi düşünüyorum. Eğer hayatında değer yargın kendini bile değerli hissettirmiyorsa, sorgulamadan bir şeyler yap. Kitap oku ve sakin, kalbini duyabildiğin vakitleri kendine ayır. Araç gibi düşün. Hem okuyorsun bir hayalin, alemin içinde geziyor hem de sakince ruhunu besliyorsun. Daha ne olsun!
Koronavirüs salgınından nerelere geldin be Seyfi!
Virüs gerçekten yayılma hızını arttırıp Türkiye’yi de etki altına alıp, ekonomileri çökeltmeye başladığında kendini yönetmek en önemli şey olacak. Ve maalesef hemen olabilecek bir şey değil bu!

Koronavirüs’ü kitap okuyarak mı yenelim!

Kitap bir yol. Binlercesi de var. Mevzuyu biraz daha açmak isterim. Kitap okuyacak vakti kendine tanımlabiliyor musun? Yoksa telefonu bırakamayıp, hep anlatayım mı istiyorsun? Tam olarak mesele bu. Eğer ufacık iki-üç sayfayı çevirirsen diğer her şeyi de yaparsın. Boktan bir an da tam olarak sana ihtiyaç var. Beynini, yapabildiklerini güncel tutman şart. Dünya gittikçe güzelleşen bir yer olmayacak dostum, maalesef. Ben ruhuma şunu işledim belki de boş bir takıntı, belki de başkalarının gözünde “bilgili görünmeye çalışıp ahkam kesiyor” ‘umdur gram umrumda değil herkes görüşünce özgürdür; “kitap ağaçtır. Her yeni bir kitap ruhuma diktiğim fidandır.” Böyle düşününce inanın böyle de hissediyor insan.

Hastalık hali; rutinler..

Yağmurlu bir Şubat akşamı..
İş çıkışı hızlı adımlarla giderken, bir an duraksayıp fotoğraf makinemi çıkarıp ıslak anlar yakalama isteği. Tüm bunları derleyip, günce hisler giydirip sizlere açma ve tartışma güdüsü. Fotoğraflarda pek düzenleme yapmadım. Instagram’da hikayelerimde kullanmak için ayarladığım turuncu- grenli tonları ayarlayıp öylece bıraktım. Yamuk, bulanık ve anlık.. Günümüz gibi. Hastalık umarım son bulur. Daha fazla insan etkilenmez ve zarar görmez. Dünya beni yanıltır ve umuyorum ki harika bir yer haline tekrar dönebilir.

Çorlu Belediyesi önü
Karavan önünden dönerci masası

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyor, içsel dünyanızda neler var merakla bekliyorum.
Sevgilerle,
Seyfi.

0 okuyucu bu yazıyı sevmiş!

Subscribe
Bildir
guest
5 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Rabia
Rabia
4 ay önce

Sırf şu toprak kokusu mutluluğu lafı getirdi beni buraya 🙂
Ayağınıza taş gözünüze yaş değmesin ?

Özge
Özge
4 ay önce

Merhaba, “Eğer hayatında değer yargın kendini bile değerli hissettirmiyorsa, sorgulamadan bir şeyler yap.” Bu cümleyi somutlaştıramadım kafamda. ‘Belki değerli hissederim.’ i yakalamak adına mı sorgulamadan bir şeyler yapmak gerekir?

Özge
Özge
Reply to  seyfidurmaz1
4 ay önce

Evet olması gereken bu sanırım, yanıt için teşekkürler.